Kimse bizi anlamıyor mu? Bu kadar yalnız mıyız?

10 Ekim 2007 Çarşamba by Adv-Man

video

Valla eğer Turkcell reklamındaki gibi bir hale düştüysek “vayyy bizim halimize” diyorum. Çünkü reklamı izlerken bizim mahallenin berberine bana gösterdiği sıcaklıktan dolayı şüphe ediyorum. Acaba dayı benim saçı kesmek için aklından bin bir türlü fantezi mi kuruyor yoksa onun arzu ettiği genç bir delikanlının imajını bana mı yamamaya çalışıyor diye düşünmeden edemiyorum. Hadi bizim mahalle berberini geçtim, sonuçta adam benim sidikli halimi biliyor, diğer berberlerde mi bu şekilde fanteziler içinde yaşıyor. Diyeceksiniz ki bunu sırf berber olarak değil de, bunu hayata indirgediğimizde farklı düşünce ve davranışlarımızın sonucunda gördüğümüz muameleler olarak gör.

Tamam, hadi bakalım o zaman.
Toplumsal yaşam içinde bir birey sürekli olarak iletişime maruz kalır. Mesaj alıcıları, vericileri ve onları tamamlayan mesajlar. Aslında insan bu görünmeyen soyut ama varlığını hissettiren döngüyle yaşar. Ahlakını, değerlerini, bilgisini, kültürünü, yaşaması için gerekli olan her donanımı buradan kazanır. O yüzdendir ki iletişim her şeydir. Ha jenerasyon farkı, efendime söyleyeyim“şimdiki nesil acayip rahat” gibi benzetmeler tabiî ki de doğal olarak kullanılacak. Çünkü ortada jenerasyonlar arası bir kıskançlık söz konusu. Babalarımız internet hayatına 20.yüzyılda kavuştu ki ancak son 2000’lere girdiğimizde bunu hayatının bir alışkanlığı haline getirebildi. Yani bilgi dağarcığı darken, 50’li yaşlarda sınırsız kaynağa sahip oldular. Bırakın da adam kıskansın.

Küçüklüğünde böyle bir teknolojiye sahip olan adamın şu an size “interrail’e çıkmana izin vermiyorum” demesine imkân var mı? Dedelerimize hiç girmiyorum. Kısacası teknoloji demek; bilgi, kültür ve zihniyet değişimi demek. Ha kötü yanı var mıdır? Tabiî ki de. Fakat biz olayın bu yönüne değil bizi ilgilendiren kısmına bakmalıyız. Sadece iletişimi bilgisayar veya teknoloji üzerinden değil her defasında kinayeli “ulan bizim zamanımızda olacaktı bunlar” diyen çevremizdeki üst jenerasyonda aramalıyız. Tamam, dogmatik gelen aile görgüleri olabilir. “Ben kulağıma küpe taktığım an babam benle ilişkisini keser” diyen çok arkadaşım oldu. Ama bunu tutup da yalnızlığa, beni anlamıyorlar tribine sokmaya gerek yok.

Reklamda bu kadar ağır bir felsefe kullanmaya gerek yok. Sen bana üründen bahset. Bana ne kadar kontör kıyağı yapacaksın ondan bahset. Geçin bu ayakları. Reklam başarılı ona diyecek hiçbir lafım yok. Çok güzel beyin yıkıyor ve marka bağımlılığını çok yerinde oluşmasını sağlıyor. Ama benim demek istediğim şu, biz gençler yaşadığımız serbest ekonomi, serbest ticaret hayatında bu tür şeylere aldanmamalıyız. Bizim için ne karlıysa, hangi hizmet bize avantaj sunuyorsa ona yönelmeliyiz. Yani size şunu diyorum; Serbest Ekonomide Markalara Menfaatçi yaklaşın. Menfaatiniz yoksa iki dakika durmayın.

Filed under having  

0 yorum: